SÜREÇ

Tasarım Köyü İzmir bittiğinde ekip olarak önce bir boşluğa, ardından da bir telaşa kapıldık. Bu süreçte kazandığımız tecrübeler,  edindiğimiz birikimler, aldığımız geri dönüşler  ve mesleki kaygılarımız bizi ikinci bir etkinlik için motive etmişti. Yerinde duramayan bir ekip olarak toplantılara,  tartışmalara ve İzmir köylerini karış karış gezmeye tekrardan başladık.

 

Toplantılarda bir yandan tema tartışılırken bir yandan da olası köyleri değerlendiriyorduk.  Elimizde Karaburun ve Foça köyleri önerileriyle bitirdiğimiz toplantıdan sonraki hafta köyleri gezmek için sözleştik. Köyün etkinlik için gerekli  bazı mekanlara da sahip olması gerekliliği gezilen onlarca köy arasından hızlıca bi elemeyi de beraberinde getirecekti.

Bir sonraki hafta (20 Mart 2015) İzmir körfezinin iki ucunu gezeceğimiz için iki gruba ayrılıyoruz. Aynı saatlerde bir grup Foça’ya bir grup ise Karaburun’a doğru yola koyuluyor. Gezi sonrası tüm kozlarımızı paylaşıp,  beğendiğimiz yerler için savaşacağız.

KARABURUN BİR HARİKA DOSTUM

Eğlenhoca 

Tatlış Karaburun ekibiyle saat dokuzda yola koyuluyoruz. İlk durağımız Eğlenhoca köyü (Resim 1), yeni düzenlemelerle beraber mahalle olmuş 400 haneli bir köy. Aslına bakarsanız bu ve bundan sonra gezeceğimiz tüm köyler büyükşehir yasasıyla beraber mahalle olmuş ve köy statüsünden çıkmış yerler. Köye girdiğimizde her zaman gerçekleştirdiğimiz ritüeli tekrar ediyoruz:

 

Köy meydanını bul, köy kahvesine gir, muhtarı sor ve muhtarı soru yağmuruna tut. 

 

Köyde o gün lokma dağıtıldığı için tüm köylü dışarıda.  Muhtarı da köy kahvesinde buluyoruz ve bize de ikram ettikleri lokmalar eşliğinde derdimizi anlatmaya başlıyoruz.  Ardından bizim için konaklama yönünden en potansiyelli yer olan köy okuluna bakmaya gidiyoruz.

(Resim 2)      

Eğlenhoca köyü mahalle olduktan sonra, eğitim taşımalı sisteme dönmüş ve buradaki okul kapatılmış.  Küçük bir okulun yanında dışarıda iki adet öğretmen lojmanı(Resim  3) ve bir adet tuvaleti bulunduran okul köyün hemen içinde.  Kamp kurulacak ağaçlık alanın olmamasını aklımıza yazarak bu misafirperver köyü arkamızda bırakıp Kösedere köyüne doğru yola çıkıyoruz.(Resim 4)(4_1)

Kösedere

Kösedere köyü Eğlenhoca köyüne yaklaşık beş dakika araba mesafesinde, Karaburun ilçesinin en büyük köylerinden biri. Muhtarı bulup konuştuktan sonra beraber köydeki okulu görmeye gidiyoruz. Köy okulu bir önceki köyde de olduğu gibi kullanılmıyor. Köyün girişinde bulunan okul, köyden bir araba yoluyla ayrılıyor. Köye hem uzak hem yakın olması, köyle ilişkiler bakımından bizim istediğimiz bir durum. Okulun bahçe kapısından girdiğimizde hepimizin suratında açan çiçeklerle ''işte bu'' coşkusunu yaşıyoruz.

Yarı açık girişi, ağaçlı bahçesi , arka bahçenin manzarasıyla Karaburun ekibinin ilk önerisini akıllara yazıyoruz. (Resim 5,6,7,8) Muhtarla yaptığımız koyu sohbette deniz kıyısında bir işkence mağarası olduğu öğreniyoruz. Belki burası ilginç bir atölye mekanı olabilir.  Akşamüzeri olmak üzere ve yarımadanın henüz diğer yüzüne geçemedik. Amacımız Karaburun yarımadasının güney tarafındaki terkedilmiş veya nüfusun çok azaldığı Hasseki, Sarpıncık, Parlak ve Salman köylerine de uğramak. Eğlenhoca köyünden bir sonraki durak olan Saip’e doğru yola çıkıyoruz.

Saip

Saip'te rehberimiz Mehmet Abi. Bizi köyün girişindeki evinde karşılıyor. Biraz ne aradığımızı anlatıktan sonra Saip'i keşfe koyuluyoruz.

 

Arabayla köyü turlayıp Saip Kır Kahvesi'nde mola veriyoruz. Burası genişçe taş bir terası olan küçük bir kafe, yazın tiyatro topluluklarının yandaki zeytinlikte kamp kurup burada oyunlar sergilediğini öğreniyoruz.

Sahibi Eşref Abi de bizi çok sıcak karşılıyor, etkinliği burada yapmamız konusunda gizliden bir ısrar içerisinde, altyapı yetersizliği ve alanın küçüklüğü gibi teknik sebeplerden bu pek mümkün görünmüyor.

Saip’ten dönüş yolunda hem Karaburun’un o meşhur denizini görmek hem de muhtarın bahsettiği işkence mağarasını bulmak için Boyabağ'a, deniz kıyısına iniyoruz.(Resim9,10,11) Mağaranın küçük bir delik olduğunu görüp üzülsek bile  mükemmel manzarada minimum zamanda maksimum profil fotoğrafları çekilip buradan da ayrılıyoruz.

 

Geri dönüş yolundayız ve akşam olmak üzere. ‘Hadi içimizde kalmasın’ diyerek rotamızı Ambarseki Köyü'ne çeviriyoruz.

Ambarseki

Ambarseki köyü 224 haneli 750 nüfuslu bir köy.Saat geç olduğu için bu sefer muhtarı bulamıyoruz. Yolda karşılaştığımız iki gençle birlikte köyün eski okuluna gidiyoruz.

Okul yol kotunda olduğundan gelirken farketmemişiz. Ağaçlar içinde kaybolmuş terk edilmiş bir okul. Yüksek tavanlı  giriş holü, bahçeye bakan holün iki yanına sıralanmış sınıflar.  (Resim12,13) Görür görmez vurulduğumuz okulun etkinliğe hazır hale gelmesi için çook işi var içimiz buruk buradan da ayrılıyoruz.

Dönüş yolunda İnecik köyüne uğrayıp İzmir’e geri dönüyoruz.(Resim 14)

FOÇA EKİBİ

Foça ekibi olarak çok heyecanlıyız fakat bazı teknik aksaklıklar nedeniyle (uyuyakalma gibi....) bir saat rötarlı olarak saat 10'da aradığımızı bulmaya çok yakın olduğumuzu hissederek İzmir'den yola koyuluyoruz. İstikamet Foça-Gerenköy.

Gerenköy

Gerenköy, Foça ilçe merkezine 15 km uzaklıkta, zamanında göçle kurulmuş, yaklaşık olarak da 3000 nüfuslu aslında büyük bir köy. Bu durum en başta gözümüzü korkutsa da gezdikçe çok sevdik biz köyü.

Hemen girişte köy okulu karşılıyor bizi. Üç binadan oluşan okulun büyük de bir bahçesi var. Kamp kurmaya pek elverişli olmasa da okulun içini kullanırız belki diyerek gezmeye devam ediyoruz(resim 7)

Köyün merkezine geldiğimizde birçok köy kahvesinin karşılıklı konumlandığını görüyoruz. Birine girip bilgi almak için oturduğumuzda kahvenin sahibi İsmail Abi bizi çok sıcak karşılıyor. Her sorumuza içtenlikle cevap vererek bize birkaç yer söylüyor.(resim8)

Önerilen yerlere bakmak üzere kahveden ayrılarak yolumuza devam ediyoruz.(resim 14)

Köyün sokaklarında gezerken yemyeşil bir tepe dikkatimizi çekiyor.(resim9)

Çıkabilir miyiz çıkamaz mıyız derken birden kendimizi tepeye tırmanırken buluyoruz ve muhteşem bir manzaraya sahip mesire alanı karşılıyor bizi. İki adet tuvalet bulunan alanda bir de eski su deposu mevcut. Aslında gerekli teknik donanıma sahip gibi duruyor ama yapılacak çokça da işi var.(resim10,11,12,13)

Acaba kampı burada mı yapsak diye düşünürken piknik yapan birkaç kişiyle karşılaşıyoruz. Biraz sohbet ettikten sonra aklımızda olan ikinci köy Kozbeyli'ye doğru yol alıyoruz.

Gerenköy

Gerenköyle birbirine çok yakın olan Kozbeyli'ye ilk girdiğimizde bomboş sokaklar karşılıyor bizi. Eski taş evler, restore edilmiş yapılar ve köyün biraz daha yukarısına çıkığımızda o efsane körfez manzarası görülmeye değerdi gerçekten.( Resim 1,2,3)

Bir süre dolaştıktan sonra köy okulunu buluyoruz. Her yeri kilitli de olsa kapıların üstünden atlayarak girdiğimiz köy okuluna hayran kalıyoruz. Kocamaaan ve sonu görünmeyen yemyeşil ağaçlarla dolu olan okul, kamp yapmaya çok elverişli duruyor. Kilitli olduğu için içine giremeden okuldan ayrılmak zorunda kalıyoruz.(Resim 4,5)

Son olarak köyün merkezinde Kozbeyli'nin meşhur dibek kahvesini içerken günün değerlendirmesini yapıp İzmir için dönüş yoluna koyuluyoruz. (Resim 6)

KÖY GEZİLERİNDEN SONRA TOPLANTI ZAMANI

Köy gezimizden sonra en yakın tarihte bir toplantı ayarladık . İki grupta fazlaca heyecanlı. Bilgisayarlar, fotoğraflar , sunumlar hazırlandı ve artılar eksiler tartıldı. İki saatlik bir tartışmanın ardından önceliği Gerenköy’e ikinci sırayı ise Kösedere köyüne verdik. Fotoğraflar çok iyi olmasa da o malum toplantının kanıtlarını sizlerle paylaşmak isteriz. İlerde iki grup da onuruyla savaştı dersiniz.(Resim15)

Son toplantıdan sonra yapılacak bir sürü iş var. Teaserlar çekilecek, internet sitesi düzenlenecek , tema için

araştırmalar-okumalar yapılacak, logo, ekip fotoğrafları, mailler, metinler, sponsorlar, görüşmeler…ERROR.

Köye karar vermek kısa sürse de tema kavgalarımız uzunca bir süre devam etti. Yaklaşık bir ay boyunca her hafta, sonu gelmeyen  toplantılar yaptık.(Resim16,17,18) Bazen ''yetişmeyeceek'' kaygısıyla tutuşurken facebook sayfasına gelen mesajlar, mail adresimize gelen maillerle sizin de bizim gibi bu sene için sabırsız olduğunuzu görmek bizim için de büyük motivasyon kaynağı.

3,2,1, KAYIT

Temanın kafalarda netleşmesiyle beraber  teaserlarımızı çekmek için çalışmalara başlıyoruz.

 

Ekip olarak tasarım köyü  2016’nın teması konusunda yaptığımız tartışmaların meyvelerini topladığımız bir dönemde aklımızdaki şeyleri görsel olarak da üretmek için İzmir’ in Basmane semtine çekim yapmaya gidiyoruz. Hemen hemen hepimizin bir dönem yolunun düştüğü Basmane dokusu, imkansızlıklar içinde bulduğu yaratıcı çözümlerle büyük bir potansiyel barındırıyor. Bu görev için ''özel olarak  seçilen'' (kimin projesi yoksa)  ekipcik olarak Basmane Gar'da buluşup ilk ara sokaktan  içeri dalıyoruz. İlk durağımız  hafif eğimli bir yokuşta  aşağı doğru derme çatma bisikletleriyle  hız testi yapan çocukların yanı oluyor. Aynı dili konuşamamamıza rağmen (Basmane bölgesi son yıllarda Suriyeli göçmenlerin fazlaca yaşadığı yer) çok iyi anlaştığımız bu çocuklarla tüm gün oyun oynamaya meylimizin hayli yüksek olduğunu görüp kendimizi dizginleyerek Basmane’nin dik yokuşlarını çıkmaya koyuluyoruz. Tamirhaneye demir taşıyan işçiler, çöp toplayan çocuklar, bisikletliler, kuşlar  ve aklımıza gelmeyen bir çok şey ’Haydi çabuk’ nidalarıyla yürürken yakalamaya çalıştığımız ilk ürünler oluyor. Artık tüm İzmir’in ayaklarınızın altında olmasının sıradan bir şey olduğu yerlere geldiğimizde, yaptığımız- küçük bir dizi seti kıvamına ulaşan ''merdivenlerden düşen top'' adlı çalışmamız bizi 10. denemeden sonra futbol konusundaki yeteneklerimizi sorgulamaya itse de ‘Top yamuk abi’ , ’Yerler ıslak ondan olmuyor’ gibi haklı nedenlerimiz de vardı. Yol boyunca çektiğimiz , aile albümüne koyulabilecek nice fotoğraflarla ve tüm İzmir’in karşımızda olduğu tepede yaptığımız ‘Köye yerleşmek çok iyi ya ‘ çekimiyle günü bitiriyoruz. Çektiklerimizden kaçı sonuç  ürün olacak bilmiyoruz ama bu gezinin bizi mobilitenin somut örnekleri üzerine yaşattığı tecrübenin daha önemli olduğu düşüncesindeyiz. (Resim 19,20,21)

Gerenköy’de hem fikir olduğumuz için köyü görmeyen ekip Gerenköy’e tekrar gitti. Olası atölye yerlerini tartıştık, köylülerle konuşup etkinliğe bakış açıları hakkında fikir edindik, mesire alanının manzarasını içimize çekip geri döndük. (Resim 22,23,24)

Bİ DE BENİ BÖYLE ÇEK

Tamam daha bi köyümüz bile olmayabilir, belediye maillerimize dönemiş olabilir ama ekip fotomuz olacak.

Çekimleri Karataş-Asansör civarında yapacağız. Fotoğrafçı arkadaşımız Emre'nin objektifi karşısında hepimiz adeta bir manken edasındayız. Fazlasıyla eğlenceli fazlasıyla saçmalamalı bir günün ardından Kırkmerdiven'de bi yorgunluk limonatası içip dağılıyoruz. Kırkmerdiven güzel.

(Resim 25,26,27,28)

Eşrefpaşa pazarı

Aynı günün sabahında bir başka teaser çekimi için Deniz ve Can saat 6'da Eşrefpaşa semt pazarında. Amaç pazar şemsiyleri açılmadan çekime başlayabilmek. Burası İkiçeşmelik Caddesi üzerinde denize nazır bir pazar yeri. Pazarı yukarıdan gören bir konumda kamerayı kurup bankta uyuyakalsak da, uyandığımızda kamera neyse ki oradaydı ve şemsiyelerin açılmasını kayda almaya devam ediyordu.

Kırdeniz

Geçen seneki tecrübeler doğrultusunda aklımıza birkaç köy daha yazmak için başka bir hafta sonu buluşup  yola çıkıyoruz. Gerenköy’ü gezdiğimizde yaşlı bir teyze bize Maltepe köyünden bahsetmişti . Maltepe köyü Gerenköy’ün tam karşısındaki tepenin eteklerinde yer alıyor. Köy okulu, diğer köylerdeki okulların aksine eğitim devam ediyor.  Okulda ikisi büyük olmak üzere üç birim mevcut. İlkokul ve ortaokul  bölümünün yanında arşiv ,spor odası, wc gibi ikincil mekanların bulunduğu bir birim bulunuyor.(Resim 29,30) Okul tamamıyla ağaçlık bir arazide .(Resim31) Her işlev birbirinden kısmen kotlarla ayrılmış durumda.  Girişteki oturma birimi, arka bahçedeki oyun alanı, yan cephedeki voleybol sahası gibi farklı nitelikte mekanlar mevcut.(Resim32,33) Okulun bizde yarattığı mutluluk etkisiyle köy kahvesine sesli bir giriş yapıyoruz. Muhtarı sorduğumuz kişinin aslında köyün eski muhtarlığını yaptığını öğrenmemizle okey oyanayan amcaların yan masalardan lafa girdiği koyu bir sohbete başlıyoruz. Köyde yapmayı planladığımız etkinliği anlatıp aklımızdaki soruları soruyoruz  ve kalkarken  laf arasında bahsettiği balıkçı barınaklarına nasıl gidebileceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz. Bize oraya kadar eşlik etme nezaketini gösterdiği için hep beraber yola çıkıyoruz.

Burası  Kırdeniz adında  balıkçı barınaklarının olduğu bir yer. Gelirken yol kenarında flamingo sürüleri görüyoruz. Attığımız çığlıklardan hepimizin ilk defa, en azından doğal ortamında, flamingo gördüğü açık. Boyumuzu geçen sazlar, flamingolar, yarı boyuna kadar denize girmiş balık yemi yapılmak üzere kırmızı solucan toplayan işçiler, sessiz deniz, gri gökyüzü hepimizi etkiliyor.  (Resim 34,35,36,37)

 

Foça gezimiz sırasında birkaç köye daha uğruyoruz ama aklımızdaki kriterlere pek uymadığından fazla vakit kaybetmeden ayrılıyoruz.